Sevgi Ekseni

9/12/2009 - Kalan son dilimde.,

Kategori: Siir

Bu gün bana gel, gel ki

yüreğim yüreğinde, kalbim terkinde

yangınlara tutuşalım, el ele, kol kola

kül olunca Rabb’im affeder, ta ki,

vefadır vefasızlığa belki


unutulmuş olurum acelende, tezinde

bir kırık cümle, dudaklarından düşen

ben belirsizleştikçe, sen o kadar ruşen

basit bir desen olmaya razıyken

göğsünden çağlar, coşarım naçiz

gözlerin gözlerimi gezince

 

ne zaman, hangi vakit..,

bekaya kalıp, akı karadan seçeriz?

men edip azadeliği mizandan, akıldan izana geçeriz

sen benden, ben senden ayrı gayrı, iklim ölçeriz

sanma ki bakiyiz bu alemde, göçeriz bizde

en nihayet, hafızayı siler geçeriz

 

hasret, özlem, arzu, sevinç

güller arasında gül, saklı gizli bahar

çiçek tozuna belenmiş, belli belirsiz biçimde
öylesine yoğunki misal, visal ve erinç

sevda bendini aşmış, Çin’de Maçin’de

kadere kurban, ef’al mazruf içinde

kıtalin gıyabında, belki sindeyiz
 

sen gönlüm, gönül gözüm

sen ol, o devasa cürümünle

şen ol ve bana gel, kalan son dilimde

vakarı hakikat bilsin, yüze gülsün aşk!

çözülmesin, haki kalsın ilelebet

toprak, kendi rengi içinde
 

yolum düşer, düşerde.,

çeşm-i vefadan içersem eğer

emin ol ki; kalpte sen dudakta sen

sen olursun, endazemdeki ahsen

 

ancak ihtimallerden korkacak

çat kapı, oldubittilere girmeyeceksin

içinden geçtiğimiz, aynı hava koridorlarında

gölgene gölgem düştüğünü, bilmeyeceksin

hafıza kanallarında, hakeza gri bir ton

olsa da, güneşe dolacak ömrün

kırılmayacak., Küsmeyecek

gönül kapısını açık tutacak

yükünü indirmeyeceksin

 

hissedeceksin (belki) ama.,

sevdiğimi, sevildiğini bilmeyeceksin

yüz yüze geldiğimiz olacak hazarda

sen suratını asacak kedere

yüzüme gülmeyeceksin


neyse ki..,

bu gün bana gel,

bakayım, nurefşan veçhine

icbar et teennilerime, sura vurayım
yüreğim yüreğine, sükunu zerkinde

yangınlara tutuşalım, hem halince

kül olunca.., Rabb’im affetsin..!

ta ki,vefadır vefasızlığa

.., vicahim belki

 

Mehmet Sani Özel

09.12.2009
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/12/2009 - Günahkarsın.,

Kategori: Siir
Biliyorum sotadasın..,
Her taşın gölgesi, her evin bacası sensin
Yüzümü yakışıksızlığın elbisesinden soyunduğumdan beri
İz süren ideallerin hayallerine üst, bol gelen bedensin
Yüzsüzlüğümü yüzüme haykıran yegane aşikarsın
Günahlarım bir kervanın artığı gibi cebinde
Sen onlara dokundukça., Dokundukça
Benimle beraber günahkarsın.,
Günahkarsın; niye mi?
..................................,
Hayır, anlatmayacağım!
Anmayacağım abesi
Biliyorum sotadasın..,
... şeytansın

Mehmet Sani Özel
01.12.2009
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/11/2009 - Deli kanlılık.,

Kategori: Siir

Gerçeği olmayan, olmayacak olan

(Dünyalık değil) Bu, içe doğan yakınlık

Gerçeği ruhsal beninde, yüreğinizden sizi soran

Deli kanlılık! Belki biz, çok önceden tanıştık

Kal-u Bela’dan aşinalık, birbirimize alıştık

Onun için; birimizi diğerine ait sandık

*

Kutsal bildiklerimiz ve.,

Kaybetmekten korktuklarımız

Omuzlarımıza yüklendi, ta önceden

Herhangi bir sabah, yada bir akşam yerinde

Hafızalar, yeni bir hatıraya satır başı yaparken

Son lokmaya, iki el birden uzanmışçasına

Aynı anda, şuursuzca uzandık ta, keza

Yem olduk; üçüncü elin boğazında

Nefes kesercesine, tık an’dık

*

Gereği olmayan, onanmayacak olan

Yasaklı bir eylemin, iki ayrı kurbanı olduk

Çileydi, çekeceklerimizdi boşumuza dolan

Ümitliydik, kabuslarımızı bile hayra yorduk

Fırtınalar dinip, karanlıklar kapımıza geldiğinde

Aynada kendimizi gördük. Arkası boş bir manzara

Resim çerçevesiz ve objeler siyah beyaz

Yalandık, yanıldık, bir tatlı masal olduk

Yıkıldık, yürek sarsıntılarından

Harap olduk, harabe kaldık

*

Şimdi akıl atıyoruz fizik ötesine

Eylem arzusu, mütarekelerin tersine

Kader var ya, kainatın kuralları, i’caz!

Ve biriktirdiklerimiz, biteviyenin ertesine

*

Geçmişe takılıp ta, kalma can cazım..

Yok artık, güneşi tutup ta yanmamak yok!

İnanma yok, yaratılışa ters, yaş almak yok!

Kaderde varsa aşk, yoksa rol yapmak yok!

Başlamışsa bitecek, yeniden başlamak yok!

Çekilir başa gelenler. Başından atmak yok!

*

Bir sen varsın hissemde, birde kıvılcım

İnceldiği yerden.. Çakarım ateşi, yansın!

İnandım ve iman ettim; “Elhükmü-lillah”

Ve (nefsim) ne kadar mukaddersen..

O kadar insansın...

 

Mehmet Sani Özel

20.11.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/11/2009 - Ey hayat!

Kategori: Siir

Alnımdaki kırışıklarda

Maharetli bir “el emeği” var!

Maziyi sorguladığımda nedenlerinden

Annem ve babam. Sevgililerim..,

Ademle Havva kadar aşikar

 

Zamana gömülmüş istisnalar

Zarurete binaen, hayati imtihanlar

Ve vicahimden, bir daha dönmemek üzere

Tevatüre göçüp giden, o muhterem insanlar

İsterikli bir özlem, fiyakamı alır apansız ah!

Her şey kopup, terk edip, giderde benden

Benimle bir naçar e ben..,

Kalır baş başa

 

En nihayet, ellerimde

Sahipsiz, serseri, nahoş bir iaşe

Kursağını ararken, kaybolan ihtiram

Kulakları uzayan zenginlik

Nasip hasib-i çağırır

Kese alacağına varır

Bana, Nuh Nebiden..,

Aforizmalar kalır

 

Geldiğimiz gibi

Uçsuz bucaksız bir boşluktan

Gidiciyiz; meseller ve misaller diyarına

Arkamızdakilerin, el uzatıp ulaşamayacağı

İçinde, gecesi ve gündüzü olmayan yarına

Kuş tüyü bir yastık minder olsun hayalimiz

Korkulan; odun olmaktır, cehennem narına!

*

Ey hayat! Senden öğrendiklerim.,

Yetmiyorsa çekip çıkarmaya, ruhumu

İçerisinden çirkefin, Hakkın iradesine

Senin olsun sonrası, yaşamın süfli alanı!

Ve sana kalsın, ba’de-z zuhr yaşanılacaklar

Senin olsun bütün ihtişamın, görkemin

Bana, haddi bilen akıl gerek!

Razıyım, kalırsa kısmetime..,

Fisebilillah, bir an yeter...

 

Mehmet Sani Özel

11.11.2009

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/11/2009 - Alnımdan düştüğün zaman..

Kategori: Siir

Silkinip sükutun ardından

Sürükleyerek nefsi yaka paça

Enaniyeti çivilediğimde alnından

Açım dediğimde, helal rızka aça

Gözlerine bakarken karnından

Allah’a adanmış kurbanlık koça

Yüz yere eğildiğinde ârından

 

Alnımdan düştüğün zaman..

Doğrulacağım Hakka!

 

Yakarışıma şikar bulduğumda

Saçaklarıma sığırcıklar konduğunda

Güneş ve ay, masumiyete selam durduğunda

Üç vakit bir araya gelip bayram olduğunda

Vifak vefa yollarında, adres sorduğunda

Alem hakkaniyete kafa yorduğunda

Ortalık kararıp akşam olduğunda

 

Alnımdan düştüğün zaman..

Doğrulacağım Hakka!

 

Sabır, süluka çile doldurduğunda

İstifa ettiğinde ilham, haramdan

Ervah, a’rafta sofra kurduğunda

Güzel haber yayılınca, Faran’dan

Cenab-ı Huda, olmazı oldurduğunda

Nur yürüdüğünde arşa, Karan’dan

Gönül., Vicahiye vakfe durduğunda

 

Alnımdan düştüğün zaman..

Doğrulacağım Hakka!

 

Mehmet Sani Özel

02.11.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/10/2009 - İz’anda ki çatlak!

Kategori: Siir

Edvarı alıp ta, taç etsem başıma

Sen.. İnsan suretinde, sinsi şeytan(!)

Yine çıkarsın karşıma..

 

Yılmaz bekçileri oldular nizamın

Betonlaşmış elleriyle tutmuşlar.,

Kefesine taş koysan, değişmez kulpu

Doğruyu, yanlışı tartan mizanın

Kim Hakkı buyurmuşsa, hasbelkader

O kan terlemeli, en sonunda

Kayda değer bulunmayan hizanın

 

Ne uydurulmuşsa kutsal adına

Kutsiyeti menfaate dayalı icat

Fıtratın vicdanında, hepsi tepe taklak

Aklıselim buysa eğer, hakikate kör, sağır

Ey insanlık; tut da, büyümesin

İz’anda ki çatlak!

 

Mehmet Sani Özel

26.10.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/10/2009 - Severken gülü..

Kategori: Siir

İbrahim’i taklit ediyorum, yine

Yıldızları güneşi, ayı seyrederek

Velev ki bu demde.,

Senden efendi, benden köle!

Olmayacağını bile bile..

 

Ta ki, enderunum takılı kaldığında

Ateş kızılına uyanmış, bir kırmızı güle

Anlıyorum, dikeninden çile ve sille

Akabinde zikir ve şükür Rabb’e

Severken gülü..

 

Günah mı?

Ukbanın tenhasında

Bin bir faraziyelerle, taht kurmak

Ve alın teri o köşkün kapısına

“Aşk ola!” mahyasını vurmak

Sonrası, halim selim

Efendisini bekleyen köleler gibi

Yüreği elinde, mahşere doğru

Sevgiliye nöbete durmak!..

 

Başka sorma.,

Ben söylemeyeyim, sen anlamayacak olma!

Ben sırat üzerindeyken, ateşe yakınken

Sen, sırtımda kamburum olma!

Benimle yanacak olma!..

 

Mehmet Sani Özel

24.10.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/10/2009 - Ma'bed-i Fersude

Kategori: Siir

Hafızama gölgen düştüğünde

Üşürüm, alakasız meşguliyetlerden
Kalbinin ortasında bir fay
Gözlerinin ucunda nihayetsizlik
Masumiyet ağlamaksı
Onlar kaderin kucağında

Hepsi nur içinde..

Endişeliyim; saklı diyarın zelzelelerinden
Ma'bed-i Fersude
Dilimi alır

Şehir tarih, şehir destan, şehir Tuna
Sırtını dayadığında güneş burcuna
İçimde berrak bir nehir
Kutuplar erir, suya döner
Hayat bulur, yarı karanlık sığlıkları
Azami aşka dolululuğumda
Bülbül, güle gelir..

 

Mehmet Sani Özel

18.10.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2009 - Namıdiğer aşk!

Kategori: Siir

Hakkınızda bir şayia.,

Yanaklarınızdan bir buse koparılmış

Ölü benizli temenniler, kök salmayınca toprakta

Kapıp koparanlar, alacakaranlıkta kararsız kalmış

Bir şimşek çakması bekleyişlerinde emareler

Belkiler umuda dönüşsün diye beklemeler

Hadi gel ey sevgili, namıdiğer aşk!

Elini eteğini çekmiş iklimler

Vefa umar gönül cümleden

Terk etmez sineyi dil

Henüz erkendir der...

 

Hafızada bir sayha

İçinde hayat dolu layihalar ve

Bin ömre bedel çiçekli baharları var

Nümayişlerde nura bezenmiş leyl ve nehar

Övmüş yarattığını, Galib-i Mutlak, Kahhar

Fakat, yanılıp şaşmaz bir tek Allah (c.c.)

Kemin göğsünde, isyana itibar

Akabinde serseri, sinsi firar

Mükemmele aday insan

Bir yanı İlliyyun

Diğeri dırar...

 

Buluşalım, masalların diz çöktüğü yerde

Hikayelerin höktüğü yerde buluşalım

Sonra, Hakka dönüp yüzümüzü

Vücut diliyle konuşalım

Günahsız olsun visal

Ve hal-i pür mealin

 

Mehmet Sani Özel

16.10.2009
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/10/2009 - Sen sus!

Kategori: Siir

Sen sus!

Ben kucağına bahri kondurayım

Dudak uçuklatan rüyalardan kalkmaya benzer

Ayrıntıları tekrar yaşamak için, mümkünse eğer

Neye mal olursa olsun! diye, dönüp kabuslarıma

Zamanın zembereğini dondurayım!

 

Dolu bir yaşam seç, kur’a dan çekercesine

Devingen firaklar uçuşsun ıraklara, bizden olmayan

Kollarını uzat, uzat birkaç kıtayı birden sararcasına

Payıma Afrika düşsün, açlık, sefalet ve sömürülmüşlük

Avrupa’yı dikte et nefsine, pazarlıksız razıdır

Hatta üzerine, Kuzey Amerika’yı da koy

Al, (istersen) adını da aşk koy!

Ben, farkında sız lığın olurum bu meyan  da

Cennetin anahtarları Feynan da

 

Gereksiz eman(mı)dır başıma üşüşen

Ülküdaşım, ehli iman üzgünken hangi gönül şen?

Bir ateş çemberi kırılacak olduğunda, yüreği yufka

Vatan için, namus için, canını feda edecek olan kim?

Atılır ortaya pervazsızca, der ki ben, ben, ben..,

Hazarda “sen sus!” diyenlerin sustuğu anlardır

Allah için yapılası bir iş ortaya çıktığında

Haklı bir bahane ile yok olurlar hemen

Adam olma fırsatıdır, adam kıtlığında

Vatan sensin, namusta sen cenan

 

Her halükarda, Hakkı tilavet etmek?

Kolay mı, kerih görüp münkeri terk etmek?

Batıla karşı durup, nanköre muhalefet etmek

Kamil îmanla çalışıp, helalinden hak etmek!

Derdin yoksa, bir çaresizin derdini dert etmek

Göğsünü siper alıp, zulme karşı ceht etmek

Ne şan, ne şöhret, .................................

Bütün mesele, ömrü helal etmek

 

Mehmet Sani Özel

03.10.2009

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sevgi ve selamlarımla.,

Bağlantılar

• Ana Sayfa
• Profilim
• Arşiv
• e-posta
• Mehmet Sani Özel

Kategoriler

Arkadaşlarım

• hussoloji
• hamitakcay
• fikretsimsek
• poem
• filizturan
• bizimada
• Blogcu Yardım
• koookle
• demetihkan
• turkceyasam
• firaribiriyim
• gonulsofrasi
• onuraktepe
• erhanfuatyildiz
• tanrimisafirlerim